Öne Çıkan Yayın

Earth

That's here. That's home. That's us. On it everyone you love, everyone you know, everyone you ever heard of, every human being w...

25 Kasım 2002

Akşamüstü

Akşamüstü, öğleden sonra, ikindi... Hani şu gölgelerin uzadığı, işlerin bitirildiği, eve dönülen saatler bahsetmek istediğim. Hani günün hareketli kısmını geride bırakmanın verdiği tatmin, tatlı yorgunluk hissi... Eğer sabah umudu, öğlen enerjiyi temsil ediyorsa, akşamüstü de biriktirdiklerini harcamayı, dinlenmeyi, ya da belki de yaşamın asıl zevkini temsil ediyor benim için.

Turuncu güneş ışını pencereden girip duvarlara kadar vurur; durağan, yumuşak ve barışçıl bir edayla. Yerde, duvarda ve vurduğu diğer şeylerin üzerinde izlerim akşamüstü güneşini. Öyle büyük bir güzellikten beslenir ki, en cansız şeyin bile içindeki hayranlık uyandıran kısımları gözönüne serer. Hele bir de o sonsuz kaynağa bakmak isterseniz, hiç çekinmez, izin verir kendisini izlemenize. Sabah güneşi kadar aceleci, öğlen güneşi kadar hoyrat değildir. Öylesine güzeldir ki, öylesine iyi davranır ki kendisine dönen yüzlere, başka yöne bakamaz olursunuz. Gökyüzüne yayılışı, bulutları renklendirişi, hele bir de deniz varsa...

***

Kimilerinin hiçbirşeyi yoktur; umut dışında. Karanlık bir geçmişten aydınlık bir geleceğe doğru yol alırlar, yapacaklarının heyecanını duyarlar içlerinde. Kimileri biriktirmeyi sever; tecrübeyi, enerjiyi, sevgiyi, anıları... Çalışmakta ve biriktirmektedirler. Belki daha sonra harcamak için, belki de başka birilerine vermek için.

Kimileri ise yaşamak için yaratılmışlardır. Uzun savaşlardan sonra kurulan düzenin çocukları gibi; yoksul ama çalışkan ataların torunları gibi. Karanlığın ardından umut, ardından umuda fırsat veren enerji ve en son akşamüstü... En güzelidir akşamüstü; çünkü bilgedir, çünkü tecrübenin eseridir, çünkü en son gelendir.